Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Philip Seymour Hoffman ile Mutluluk Üzerine

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

“Nasıl ölüneceğini öğrenmek, nasıl yaşanacağını öğrenmek demektir.”

Röportaj: Simon Critchley

(Bu konuşma 17 Aralık 2012 tarihinde, Happy Talk dizisi kapsamında New York’taki Rubin Sanat Müzesi’nde canlı bir izleyici kitlesinin önünde kaydedilmiştir.)

Zevkin mutluluk olmadığını kesinlikle söyleyebilirim. Çünkü bence ben zevki öldürüyorum. Çok fazla alıyorum; dolayısıyla zevksiz bir hale geliyor; adeta çok kahve içmişsiniz de perişan olmuşsunuz gibi. Bunu zevke sık sık yaparım. Dolayısıyla yapmıyorum… Kendimi bıktırmadığım hiçbir zevk kalmadı.

Dürüst olmak gerekirse son zamanlarda bunu çok düşünüyorum ve hiçbir yere varamadım. Yani… hayatınızda geriye dönüp baktığınız ve ‘Mutlu muydum? Yoksa sadece farkında mı değildim?’ dediğiniz bir dönem oluyor. Bu çok basit bir soru gibi durabilir ama cevap olarak ‘Bilmiyorum’ dediğiniz bir nokta geliyor. Hayatınızdaki ve zihninizdeki bir sürü şeyi alt üst ediyor. Ama şimdi hayatımda sanırım; yani üç çocuğum var ve sanırım onlarlayken ve onlar iyiyken ben de mutluyum. Önümde birbirleriyle eğlenmelerini izlerken, karşılığında benim de onlardan keyif almama izin veriyorlar. Bu da bana mutluluk diyebileceğim bir his veriyor. Neden bilmiyorum. Yani biliyorum tabi ki, yüzeysel olarak baktığımızda onlar benim çocuklarım ama belirgin bir şey oluyor ve ben o zaman ‘İşte şimdi. İşte bu,’ diyorum.

Ama sonra başka bir şeylerin de belirdiği anlar oluyor. O zaman sevginin bilincinde olmuyorum. Başka bir şeyin bilincinde oluyorum ve o da benim çocukluğum oluyor. Birden bire, hayal ettiğim çocukluğumdan başka bir şey yansıtmaya başlıyorlar. Bir çocukla vakit geçirmek her zaman bir şekilde sizi kendi çocukluğunuza götürüyor ve onlar da bana bir şekilde yaşayamadığım bir çocukluğu gösteriyorlar. Ama başka bir duygu belirirse, başka türlü bir yansıma oluyor. Eksiklikleriniz, yetersizlikleriniz, beceriksizlikleriniz, güçsüzlüğünüz vesaire vesaire, onlar bambaşka şeyler uyandırıyor. Mutluluktan kastım bu. Bitiyor mu yani? Bitti mi? Bu bana çok moral bozucu geliyor; ‘Bu nedir şimdi?’ diyorsunuz.

İnsanlar hep hayat kısa derler ya hani. Öyle bir laf vardır. Hayat kısa. Zaman az. Evet. Yaşlandıkça zaman gerçekten hızlanıyor. Uzun. Geçmişten kurtulamadığınız için geçmişin sizinle işi bitmiyor ve o düşünce açısından uzun. Dolayısıyla uzamaya başlıyor. Neler isteyebileceğinizi, neler olabileceğinizi şöyle bir görüyorsunuz; hemen o anda, hayatınızda bunları yaşamaya başlayabilirsiniz ama sonra geçmiş hemencecik süzülüp geliveriyor. Onu orada tutmak ama her şeyi mahvetmesine izin vermemek çok zor bir şey.

Eğer mutlu olmaya bu kadar meraklıysak, neden karanlıkta oturup sizin gibi müthiş oyuncuların sefil yaratıkları canlandırdıkları filmleri izliyoruz bu kadar? Neler oluyor orada?

Aklıma gelen bütün iyi romanlar karakterlerini ya da anlatılarını öylesine acımasız bir dürüstlükle resmediyorlar ki; ‘Tanrım, ben asla böyle anlatamazdım ama işte bu!’ diyorsunuz. Birden bir kitapta karşınıza çıkıveriyor; öyle ki birisi kağıda aktarabildiği için rahatlıyorsunuz. Bu kadar korkunç veya acımasız olduğu için de minnet duyuyorsunuz. Bu sayede unutulmaz oluyor. Bu yüzden diyorum ki; insanların içlerindeki kötülüklerle özdeşleşmesine izin vermezsem; salondan gerçekten de kalplerinde ya da zihinlerinde o insanı taşıyarak çıkma şansları olmaz. Görmezden gelinmeleri çok kolaydır. Yani, arkadaşlarına itiraf edebilecekleri şeyleri canlandırmıyor olabilirim, anlarsınız ya. Ama eğer dürüst olursanız, muhtemelen edersiniz. Ben ediyorum ve bu odadaki kimseden çok da farklı olduğumu düşünmüyorum. Anlatabildim mi? Filmlerde yaptığım pek çok şeyle özdeşleşebiliyorum. Onları gerçekten yaptığım anlamına gelmiyor. Özdeşleşiyorum. Kaynaklarındaki şeyle özdeşleşiyorum.

Meditasyon da böyle bir şey değil mi? Her gün meditasyon yaparsanız ve gerçekten yapmayı başarırsanız aslında meditasyon demek ölümün eşine gelip, ‘Buradayım. Korkuyorum. Buradayım,’ demektir. Hayat da böyle bir şey. Eğer gerçekten orada yaşayabilirsiniz, olan şey budur. Değil mi? Aynı şey aslında. Nasıl ölüneceğini öğrenmek demek, nasıl yaşanacağını da öğrenmek demektir.

Tamam. O zaman, mutlu musunuz?

Ah, Tanrım. Orada otururken, ‘Salondaki en aptal adam benim ve sahneye çıkmak üzereyim’ diye düşünüyorum. O sırada düşündüğüm şey o ve bu da aslında konuştuğumuz şeyle çok alakalı. Anladınız değil mi? Herkesin kendi düşüncelerine katacağı kadar ciddiye alacağı bir şeyden bahsedeceğim diye düşünüyorum… Yani, dinlemeyin.

 

Kaynak: Blank on Blank

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir