Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Maurice Sendak ile Çocuk Olmak Üzerine

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

“Bir canavar tarafından yenmekten ya da hırpalanmaktan nasıl kurtulursunuz? Bu konuda hala endişelerim var.”

Röportaj: Andrew Romano ve Ramin Setoodeh

(Andrew ve Ramin, Sendak ile 2009 yılının Eylül ayında Connecticut’taki evinde röportaj yaptılar. Orijinal röportaj Newsweek’de yayınlandı.)

Televizyonda hayvanlı filmler izlemeye bayılıyorum. Hepsinde kaçmayın ve sırtınızı dönmeyin diyorlar. Bir de yere yatmayın. Bayılıyorum – çocukluğumdan kalma bir şey – ölmekten nasıl kaçarsınız? Bir canavar tarafından yenmekten veya hırpalanmaktan nasıl kurtulursunuz? Bu konuda hala endişelerim var. (Gülüyor.)

Bence çocuklarda barbarca bir taraf var ve bunu düşünmeyi sevmediğimiz için çocuk kitaplarında pek yer almıyor. Mutlu olmalarını istiyoruz. Fakat çocukluk çok zorlu bir dönem. Benim için öyleydi; ağabeyim için de, ablam için de öyle oldu. İkisi de benden epey büyüktü ve beni anne babamdan korurlardı. İyi olan ebeveynler onlardı. Gerçek anne babam pek de iyi değillerdi, tamam mı? Kötü bir niyetleri yoktu. Kafaları karışıktı; İngilizce bilmiyorlardı. Yabancı bir ülkede yaşamanın acısını çocuklarından çıkardılar. O kadar.

Ama çocuğu olan bir sürü deli insan var ve ben çocukların nasıl yaşayacaklarına karar vermek için ne tür manevralar yaptığıyla hep ilgilenmişimdir. Çok zor bir şey. Çocuklara ve karmaşık sorunları tek başlarına çözebiliyor olmalarına hep derin bir saygı beslemişimdir.

Peki nasıl çözüyorlar?

Sanırım cingözlükleriyle, fantezileriyle ve düpedüz güçleriyle yapıyorlar; hayatta kalmak istiyorlar çünkü. Hayatta kalmak istiyorlar. Hansel ve Gretel’deki çocukları düşünün: Gretel kardeşinin hayatını kurtarır. Küçük bir kız çocuğu, küçük bir oğlan çocuğunun hayatını kurtarıyor – çocuklar ne zaman bu kadar korkunç sınavlardan geçmek zorunda kaldı? Ama kalıyorlar işte. Kalıyorlar.

Genel bir soru: Çocuk öyküleri neleri içermelidir?

Ben nereden bileyim? Tek bildiğim annemle babamın göçmen oldukları ve hikayeleri bize uysun diye temizlemeyi akıl edemedikleri. Dolayısıyla korkunç, korkunç hikayeler dinledik. Hepsini de sevdik. Gerçekten çok sevdik. Ama üçümüz de – ablam, ağabeyim ve ben – büyüyünce çok depresif insanlar olduk.

Harika bir şey vardı; Ağabeyim hikaye yazar, ben de çizimlerini yapardım. ‘Biz Ayrılamayız’ adında bir hikayemiz vardı. Evlenecekler. Biri erkek, biri kız, iki kardeş evlenecek ve kimse bunun yanlış bir şey olduğunu bilmiyor. Kimse. Kimse. Hey, birini mi seviyorsun? Demek kız kardeşin. Olay büyük. Tamam?
Belli ki Freud son dakikada ağabeyimin aklına girmiş ki, düğünün olmasını engellemiş. Oğlan bir kaza geçiriyordu – ne olduğunu hatırlamıyorum – ve bandaja sarılı olduğu için mumyaya benziyor. Kız da koşarak hastaneye geliyor. “Beni içeri alın! Beni içeri alın!” diyor. Anne babası kızı tutuyor. Sonra kız kapıdan içeri atılıyor, kardeşinin üstüne atlıyor ve ikisi birlikte “Biz ayrılamayız!” diye bağırıyorlar. Brooklyn Yahudi Hastanesi’nin penceresinden fırlıyorlar – 40. kattan filan – ve hikaye öyle bitiyor. Gerçekten mutlu bir sondu. (Gülüyor.)

Doğruyu söyleyelim. Çok da başarılı olmayan çocuktan bahsedelim. Mücadele eden, kavga eden, ama neyle kavga ettiğini bilmeyen çocuktan. Bence bu büyüyünce de değişmiyor. Burada hepimiz yetişkiniz ve bu konuyu konuşuyoruz. Bitti mi? Hayır. Bitmiyor. Ben hala çocukken nasıl düşünüyorsam öyle düşünüyorum. Hala endişeleniyorum. Hala korkuyorum. Her şey aynı. Hiçbir şey değişmiyor.

Kaynak: Blank on Blank

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir