Çocuklara Öfkeyi Açıklamanın Yolları

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Çocuklar ne hissettiklerini ne kadar iyi anlarlarsa, etkin bir tepki geliştirme şansları o kadar yüksek olur ve bu duygular da onları o kadar az etkisi altına alır. Soruna sebep olan şey asla duygular değildir; o duygularla ne yaptığımızdır.

(Bu yazı Hey Sigmund için Karen Young tarafından kaleme alınmıştır. Bilgilendirme amacı taşır ve profesyonel bir rehberliğin muadili değildir.)

Hissetmek için programlanmışız. Yalnızca güzel duyguları değil, karmaşık, zorlu, çılgınca, hiddetli duyguları da üstelik. Duygular canlılığımızın, ilişkilerimizin, kararlarımızın ve insanlığımızın itici gücü. Duygular sayesinde bağlantı kuruyor, seviyor, kimin haklı olduğuna ya da kimin olmadığına karar veriyor, bize neyin iyi geleceğini ya da neden sakınacağımızı biliyoruz. En önemlisi de, duygular bir şeylerin yolunda gitmediğinin, halledilmesi gerektiğinin ipucu oluyor. Bizleri dengeyi bulmamız için gereken şeylere yönlendiriyor.

Üzüntü duygusal destek almak üzere kabilemize gitmemiz için bir ipucu olurken; mutluluk her ne yapıyorsak bize iyi geldiğini ve devam etmemizi söyler; korku ise bir uyarıdır ve bizleri kavgaya, kaçmaya veya donup kalmaya hazırlar. Bir de öfke vardır. Eğer iyi idare edilmezse kalp kırar, ilişkileri bozar, hayatları ve insanları yıkar. Eğer iyi idare edilirse de öfke koruyucu ve motive edici olabilir. Tarih boyunca, sırf insanlar bir fark yaratacak kadar öfkelendikleri için bir sürü güzel şey olmuştur.

Bütün duygular önemlidir ve hayatımızda bir yerleri vardır. Olmasaydı, binlerce yıllık evrimin işe yaramaz duygulardan kurtulmuş olması gerekirdi. Rahatsız edici duyguları görmezden gelebiliriz ama bu onların yok olmasını sağlamaz. İnkar duyguları derinlerde bir yerlere gömer ve o küçük tohumlar gömüldüğünde, büyürler.

İşte çocuklara ve gençlere öfkeyi açıklamanın bazı yolları:

Neden önemli olduğunu anlatın.

Hissettiğimiz her duygunun, öfkenin bile var olmak için gerçekten geçerli bir sebebi vardır. Belki hep en doğru zamanda hayat bulmazlar ama orada oluş sebepleri her zaman doğrudur. Sorun asla duygu değildir, duyguyla nasıl baş ettiğimizdir. Duygular sessizce yaklaşıp bizi yakaladıklarında, üzerimize koala gibi yapıştıklarında sorun yaratırlar. Bu olduğunda sanki o duygu kontrolümüzü tamamen ele geçirmiş gibi gelir; aslında bir süreliğine de öyle olur. Duygulara hakim olmanın, yoğun ve güçlü duygular tarafından kıskaca alınmamanın sırrı dönüp o duygularla yüzleşmek, onları hissetmek ve kontrol altına almakta yatar.

Öfkenin belirmesi için pek çok geçerli sebep vardır.

1. İnsanların ne hissettiğinizi bilmesini sağlar. (Üstelik tek kelime etmeden!)
Duygular bedensel duruşumuzu, yüzümüzdeki ifadeyi, insanlara ve durumlara verdiğimiz tepkiyi, düşünce biçimlerimizi ve aklımıza gelen anıları değiştirir. Genelde bir insanın öfkeli olup olmadığını anlamak için bakmanız yeter – ve sinirli olan siz olduğunuzda da insanlar aynı şekilde anlar. Öfkeliyken yüzünüzün hali, bedeninizin daha uzun ve daha güçlü görünecek şekilde genişlemesi insanlara yaklaşmamaları için bir sinyal işlevi görebilir. Ayrıca insanlara sizi üzdüklerini belli eder.

2. Enerji verir.
Öfke insana kendini kötü hissettirir ama daha da kötü hissettiren bir şey varsa, o da kötü bir durumda olup bunu fark etmemek ve değiştirmek için gereken enerjiye ya da motivasyona sahip olmamaktır. Öfke bir şeyler yolunda gitmediğinde anlamamızı sağlar. Bizi sinirlendirecek bir şey olduğunda beyin bedenimizi hareketlendirecek ve sorunu çözmemizi sağlamak üzere enerji verecek bir takım kimyasallar (oksijen, adrenalin, hormonlar – özellikle de stres hormonu kortizol) salgılar.

3. Yoğun, zor duyguların bizi ele geçirmesini engeller.
Öfke asla bir başına var olmayan tek duygudur. Altında her zaman başka, daha güçlü bir duygu yatar. Bir duygu fazla yoğun geldiğinde ya da çevre o duyguyu destekleyemeyecek gibi olduğunda öfke o zor duygunun sizi ele geçirmesini engelleyecek bir yol olur. Bu gizli duygulardan bazıları korku, yas, güvensizlik, kıskançlık ve utançtır. Bu duygular çok yoğunlaştığında öfke bu duygular biraz hafifleyene ya da çevre daha güvenli, daha cevap verebilecek, bizi daha iyi hissettirecek bir hale gelene kadar bu duyguları bastırır. Öfke, eğer alışkanlık haline gelmezse bu açıdan çok kullanışlı olabilir. Bütün duygular geçerlidir ve hiçbirini uzun süre bastırmamak çok önemlidir. Bütün duyguları tanımak, kabul etmek ve hissetmek sağlıklı yaşamın önemli bir parçasıdır.

Öfkenin neden böyle hissettirdiğini açıklayın.

  • Öfke duygusal ve fiziksel bir tepkidir. Sinirlenmenize sebep olacak bir şey olduğunda beyniniz sizi tehlikeden koruması gerektiğini düşündüğü için, bu tehditle savaşmak veya ondan kaçmak üzere bedeninizi hareketlendirecek bir takım kimyasallar (oksijen, hormonlar ve adrenalin) salgılar. Bu durumda şöyle hissedersiniz:
    Yavaş, derin nefesler yerine hızlı kısa nefesler almaya başlarsınız. Çünkü beyniniz bedeninize derin nefeslerle bu kadar çok oksijen harcamamasını, oksijeni koşarak ya da dövüşerek (dövüşmenin kötü bir fikir olduğunu hepimiz bilsek de!) sizi koruyabilecek olan kaslarınıza göndermesini söylemiştir.
  • Kalbiniz güç, hız ve kuvvet kazanmanız için oksijeni bedeninizde dolaştırmak üzere hızlanır.
  • Kaslarınız sıkılaşır. Çünkü beyniniz kollarınıza (tehlikeyle mücadele etmeleri gerekirse diye – ama muhtemelen bunu yapmak istemezsiniz) ve bacaklarınıza kaçmaları için (tamam – bunu isteyebilirsiniz) yakıt (hormonlar, oksijen ve adrenalin) göndermiştir.
  • Başınız dönebilir ya da mideniz bulanabilir. Bunun sebebi sindirim sisteminizin –yediğiniz yemekten besini almanızı sağlayan kısım – kapanmasıdır; böylece yemeği sindirmek için kullandığınız yakıt, kollarınız ve bacaklarınız tarafından kaçmak ya da savaşmak için kullanılabilir.
  • İçinizden ağlamak gelebilir. Ağlamak stres atmaya yardımcı olur – bedenin kendini sakinleştirme yöntemidir.
  • İçinizden bağırmak (‘tehlikeyle’ mücadele etmek) veya koşmak (kaçmak) gelebilir.
  • İçinizden birine zarar vermek gelebilir. Bu gerçekten normaldir ama unutmayın ki, sözlerinizle ya da bedeninizle birine zarar verirseniz sonunda mutlaka sıkıntı yaşarsınız. Öfkeli bir beyin sizi güçlü, hızlı ve kuvvetli kılmak için yakıt vermek konusunda çok başarılıdır ama enine boyuna düşünme konusunda aynı başarıyı göstermez. Size kavga etmenizi ya da insanlarla eşyalara zarar vermenizi söylediğinde ona inanmayın.

Öfkelenildiğinde beyinde neler olduğunu açıklayın.

Beyinler milyonlarca yıldır öfkeyi kullandığı için, sizi öfkelendiren şeylerden korunmaya hazırlamak konusunda epey kusursuz hale gelmişlerdir. Sizi öfkelendirecek bir şey olduğunda tepki vermeniz için beyniniz otomatik ve hızlı bir biçimde sizi körükler. Sorun şu ki, öfkeli bir beyin her zaman akıllı bir beyin değildir ve size belirli bir şekilde tepki vermenizi söylemesi bunun en iyi fikir olduğu anlamına gelmez.

Beyniniz sizi güçlü, hızlı ve kuvvetli kılmaya çalışır – bir tür süper kahraman gibi – ama öfke insanların gerçekten aptalca kararlar vermesine de sebep olabilir. Öfkeliyken zekanız yüzde 30 oranında azalır; müthiş bir hız ve güce sahipsinizdir ama beyniniz pek de düzgün düşünemez. Bu tehlikeli bir kombinasyondur ve eğer beyninize hakim olup doğru yola teşvik etmezseniz süper kahraman olacağım derken kötü adam olabilirsiniz. Öfke duymanın yanlış bir tarafı yoktur. Herkes ara sıra öfkelenir. Tek farkı, kahramanlar düşünür ve insanlara zarar vermez. Pek de kahraman olmayanlar aptalca kararlar verip niyetleri o olmasa da bu süreçte insanlara zarar verebilirler.

İkisi arasında basit bir fark vardır ve bu da beynin hangi tarafının hakim geldiğiyle alakalıdır.

Şunu deneyin: Parmaklarınızı baş parmağınızın üzerine kapatacak şekilde yumruk yapın. Şimdi, Nöropsikiyatrist Dr. Dan Siegel’ın açıkladığı üzere, yumruğunuzun beyniniz olduğunu varsayın. Üstte beynin net bir şekilde düşünmenizi sağlayan tepe bölgeleri vardır. (Esas beyninizde bu bölüm alnınızdadır.) Burası beynin doğru kararlar vermek için tüm bilgiyi kullanmasını sağlayan, mantık, yaratıcılık ve sezgi (kalbinizi dinlediğinizde, genelde sizin için en doğru olanı bilen o küçük sesin sahibi) bölümüdür.

Bir de beyninizin alt bölümü vardır. Bu bölüm hayatta kalmanızı sağlayan fiziksel süreçleri – nefes alma, kan basıncı, görme, duyma, tat alma, dinleme, uyuma – kontrol etmeye yardım eder. Ayrıca olaylara pek düşünmeden, aşırı hızlı bir şekilde otomatik tepkiler vermenizi sağlayan içgüdüsel hareketlerden de burası sorumludur. İçgüdüsel tepkiler güvende kalmanızı sağlar. Mesela üzerinize doğru bir aslan koşuyor olsa, yoldan çekilsem mi diye düşünmeye vakit harcarsanız başınız biraz belaya girebilir.

Beynin alt kısmı, olaylara pek düşünmeden tepki verir. Otomatik, içgüdüsel ve dürtüseldir. Gerçek bir tehlike olduğunda çok işe yarar ama daha fazla düşünmeye ve irdelenmeye gerek duyan durumlarda – ki genelde karşılaştığımız durum budur – pek de iyi olmaz. Bu yüzden üst beyninizin görev başında olması gerekir. Üst beyin davranışlarınıza dahil olduğunda mantıklı, esnek ve düşünceli olabilirsiniz. Hayatta kalmak için gereken her şeyi yine yaparsınız ama bunları mantık çerçevesinde ve gerçekten ihtiyaç duyduğunuz durumlarda yaparsınız.

Öfkelendiğinizde alt beyin egemen olur. Öylesine aktive olur ki, üst beyni ambale ederek çalışmasını engeller. Düşünme beceriniz, yani mantıklı üst beyniniz olmadan alt beyniniz çılgınca işlere kalkışabilir.

Alt beynin düşünmeden çalıştığını hatırlayın; dolayısıyla üst beynin kontrolünde olmadığında biraz gözü kara davranabilir. Üst beyninizle alt beyniniz arasındaki koordinasyonu sağlayan kısım alnınız hizasında bulunur. Öfkelendiğinizde bu bölge çalışmamaya başlar ve üst beyinle alt beynin bağı kopar.

Sıktığınız yumruğu hatırladınız mı? Şimdi onu açmaya başlayın (ama baş parmağınız olduğu yerde kalsın). Beyninizin yukarı tarafının (parmaklarınız olduğunu varsayın) alt kısımdan nasıl koptuğunu görebiliyor musunuz? İşte öfkelendiğinizde olan şey de bu. Elbette beyniniz ayrılmıyor ama üst beyin artık alt beyninizi kontrol edemez hale geliyor ve alt beyin istediğini yapmakta özgür kalıyor. İşte bu noktada işler biraz çirkinleşebiliyor. Bağırıp çığlık atabiliyor, insanları veya nesneleri kırma isteği duyabiliyorsunuz. Üst beyninizi kontrol masasına geri getirene kadar, alt beyniniz başınıza iş açacak bir ton şey yapacaktır. Kendinizi kontrolden çıkmış gibi hissedeceksinizdir çünkü aslında bir anlamda da öylesinizdir – tam olarak anlatmak gerekirse düşünen, mantıklı üst beynin kontrolünden çıkmışsınızdır.

Üst beyninizi alt beyninize tekrar bağlamanın; öfkenizi daha mantıklı, akıllı, yaratıcı ve olaylara çok iyi tepkiler geliştirme becerisine sahip bir beynin kontrolü altına sokmanın bir sürü yolu vardır.

Öfkelenince ne yapmak gerektiğini açıklayın.

Öfke, kimseye zarar vermeyecek şekilde, bir fark yaratmanız için sizi motive ettiğinde çok iyi bir şey olabilir. Gerçek şu ki, birine zarar verdiğinizde nihayetinde dönüp dolaşıp zarar gören siz olursunuz. Beyninin öfkeli, dürtüsel, gözü kara kısmının aptalca şeyler yapmasına izin veren biri olmak istemezsiniz – gerçekten istemezsiniz. Öfke çok iyi bir şey olabilir. Yanlış olanları düzeltme sebebiniz olabilir – ama ancak bu esnada beyninizin kontrolü sizdeyse olur. Yoksa tam bir beladır. Korkunç bir bela. Birinin bedenini, duygularını, eşyaları incitebilir; bir daha düzeltilemeyecek şeyler söyleyebilir ya da yapabilirsiniz.

Beyninizin patronu olursanız öfkenizin de patronu olursunuz. Öfkenizi inanılmaz şeyler yapmak – motive olmak, ilham almak, yanlışları düzeltmek – için kullanabilirsiniz ama gerçekten, önce beyninizin patronu olmanız gerekir.

İlla öfkenizden kurtulmanız gerekmiyor – zira size önemli bir şey anlatmaya çalışıyor olabilir. Daha çok, onu kontrol etmeniz gerekiyor. Düşünen, esnek üst beyninizle dürtüsel, düşünmeyen alt beyninizi tekrardan birbirine bağlamanız gerekiyor. Bunu yaptığınızda kontrol yine sizde olacak, kimseyi incitmeyeceksiniz (içinizden hala bunu yapmak gelebilir ama ne kadar aptalca olduğunu bildiğiniz için kendinizi durdurabileceksiniz), bağırmayacaksınız, doğru kararlar verip müthiş çözümler bulacaksınız. İşte bunun yöntemi:

1. Nefes almak. Kolaymış gibi gelecek – ki öyle de – ama bir sebebi var.
Her gün, her dakika nefes almamızın bir sebebi var. Öncelikle, ölmememizi sağlıyor. İkinci olarak da nefes aldığınızda beyniniz öfke duygusunu dindirecek kimyasallar salgılıyor. Öfke azalıyor. Akıl artıyor.

2. Yürüyüşe çıkmak.
Beyninizin kontrolünü geri alana dek yürüyün ve başka bir yere gidin. Sizi çileden çıkaran biriyle baş etmeniz gerekiyorsa mümkün olduğunca akıllı davranmak istersiniz ve bunu yapabilmenizin tek yolu da beyninizi toparlamanızdır. Kendiliğinden olacaktır ve çok da uzun sürmeyecektir ama bazen gerçekleşmesi için uygun bir ortam bulmanız gerekebilir.

3. Sakin davranmak.
Söylemeniz gerekenleri kontrollü, berrak bir sesle söyleyin. Bağırdığınızda insanlar vermek istediğiniz mesajı duymayacaktır. Tek duydukları şey aklınızı kaybettiğinizdir ve öfkeliyken de aslında biraz kaybetmiş sayılırsınız. Kafanızı toplayın; beyninizdeki zekanın tamamıyla, yüzde 30’unu kaybetmemişken, çok daha mantıklı şeyler söyleyeceksiniz.

4. Aktif olmak.
Koşuya çıkın veya müziğin sesini açıp çılgınca dans edin – sizi ne harekete geçiriyorsa onu yapın. Aktif olmak bedeninizin kaçmanız ya da savaşmanız için yüklediği ‘öfkeli’ kimyasallardan kurtulmanıza yardımcı olur. Eğer kaçmaz ya da savaşmazsanız bu kimyasallar birikip çok daha kötü hissetmenize sebep olabilir. Bu kimyasalları daha da öfkelenme hissiyle birbirine karıştırabilirsiniz, oysa ki hissettiğiniz şey beyninizin ‘hadi ama – hızlı ve güçlü olman için gerekenleri verdim – kullan şunları!’ demesidir. Aktif olmak bu kimyasalları tüketmenizi ve beyninizin tekrar kendine gelmesini sağlar.

5. Enerjiyi dışa vurmak.
Koşmanın ya da dans etmenin mümkün olmadığı durumlarda ister kafanızı yastığa gömüp bağırın, ister bir topa vurun ama içinizdeki o öfkeli enerjiyi dışarı atmak için ne gerekiyorsa yapın.

6. Ne tür bir insan olunacağına karar vermek.
Başkalarını incitmek için bedeninizi veya sesinizi kullanmak hiç hoş bir şey değildir. Her zaman, kontrolünü kaybeden birinden daha iyi biri olmak üzere bir karar alın. Eğer ihtiyaç duyuyorsanız size yardım edebilecek biriyle konuşun. Mutlaka onlar da daha önce öfkelenmişlerdir ve sizinle konuşarak öfkenizin geçmesine de yardımcı olabilirler.

7. Bütün duyguların var olmasına izin vermek.
Öfke, daha zor ve yoğun duyguları kontrol altında tutabilmek için tutunduğumuz duygudur. Öfke asla tek başına var olmaz ve altında yatan duyguyu anlamak gerçekten çok işe yarayabilir. Özünüze dönün ve orada bulabileceğiniz diğer bütün duygulara açık olun. Bırakın olsun. Siz sakin, durağan ve onları görmeye açık olduğunuzda kendilerini göstereceklerdir. Öfkenizin altında yatan duyguyu bulabildiğinizde öfkeniz hafiflemeye başlayacaktır.

8. Tetikleyen şeyleri tanımak. (Hepimizde varlar!)
Yorgun olduğunda daha çabuk öfkelenen insanlardan mısınız? Ya da stresli olduğunuzda? Peki ya aç olduğunuzda? Sizi tetikleyen şeyleri fark etmeye başladığınızda, bu tetikleyicileri mümkün olduğunca sınırlamak üzerine çözümler üretebilirsiniz.

Öfke çok normal bir duygudur. Her şeyde olduğu gibi, hem çok iyi bir şey, hem de pek iyi olmayan bir şey olabilir. Öfkeyi işe yarar bir şeye dönüştürmek için kendi beyninin patronu olan bir insan her zaman müthiş bir insan olacaktır.

Kaynak: Hey Sigmund

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir